Herkes Tam Yapmak Zorunda Değil: Önemli Olan Elinden Geleni Yapmak
✍️ İbrahim Soykan · Matematik Öğretmeni
Sınavdan sonra sorduğumuz ilk soru, çocuğun sınavla ilişkisini şekillendirir. Çabayı görmek, rutini kurmak ve baskıyla ilgisizlik arasındaki dengeyi bulmak üzerine.
Sınavdan çıkan bir çocuğu kapıda bekleyen ilk soru çoğu zaman aynıdır:
"Kaç yaptın?"
O soru sorulduğu anda çocuğun yüzünde olup bitenler, bazen sınavın kendisinden daha çok şey anlatır. Kimi omuzlarını düşürür, kimi cevap vermeden yürür, kimi de sonucunu söylerken önce yüzümüze bakıp tepkimizi ölçer.
Deneme, yazılı, LGS, üniversite sınavı, iş görüşmesi… Hayat boyu pek çok sınavla karşılaşıyoruz. Çocukların ilk sınav deneyimlerinde onlara nasıl yaklaştığımız, zamanla kendi başarılarını nasıl değerlendirdiklerini de etkileyebilir.
Bu yazı yalnızca belirli bir sınıfa değil, sınava giren her çocuğa ve onun yanında duran her yetişkine…
Velilerime Hep Aynı Şeyi Söylerim
"Herkes tam yapmak zorunda değil. Önemli olan, elinden geleni yapmak ve eksiklerini geliştirmek için çaba göstermektir."
Bir öğretmen ve veli olarak kendimize şu soruyu sormamız gerektiğini düşünüyorum: Çocuğumuzdan yalnızca yüksek bir sonuç mu bekliyoruz, yoksa onun sorumluluk almasını, öğrenmesini ve gelişmesini de önemsiyor muyuz?
Elbette çocuklarımızın başarılı olmasını isteriz. Onların iyi okullarda eğitim almasını, hedeflerine ulaşmasını ve emeklerinin karşılığını görmesini arzu ederiz. Bunların hepsi son derece doğal.
Ancak bazen iyi niyetle başlayan beklentiler, çocuğun üzerinde sürekli artan bir baskıya dönüşebiliyor.
Ödev bitiyor, ek kaynak başlıyor. Ek kaynak bitiyor, yeni bir çalışma programı hazırlanıyor. Çocuk bir hedefe ulaşıyor, bu kez çıta biraz daha yükseltiliyor.
Bir süre sonra çocuk şu duyguyla baş başa kalabiliyor:
"Ne yaparsam yapayım, hiçbir zaman yeterli olmayacağım."
İşte tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor.
Velilerin bu yaklaşımını yalnızca baskı kurma isteğiyle açıklamak haksızlık olur. Çoğu zaman bunun arkasında gelecek kaygısı, çocuğunun geride kalmasını istememe ve ona daha iyi bir yaşam sunma arzusu vardır.
Fakat iyi niyet, her zaman doğru sonucu doğurmayabilir.
Çocuğun emeği fark edilmediğinde beklentiler artabilir. Beklentiler arttıkça çocuk kendisini baskı altında hissedebilir; baskı arttıkça da çalışma isteği azalabilir. Elbette her ailede aynı süreç yaşanmaz, ancak bu ihtimal üzerinde düşünmeye değer.
Çocuğun gösterdiği çabayı fark etmek, onu takdir etmek ve eksiklerini birlikte değerlendirmek bu döngüyü yumuşatabilir.
Çaba Neden Sonuç Kadar Önemli?
Psikologlar Claudia Mueller ve Carol Dweck'in 1998 yılında yayımlanan araştırması, çocuklara başarıları hakkında nasıl geri bildirim verildiğinin önemli olabileceğini gösteren çalışmalardan biridir.
Araştırmada zekâsı övülen çocuklarla çabası övülen çocukların başarısızlık karşısındaki tepkileri incelenmiştir. Bulgular, zekâya odaklanan övgünün bazı koşullarda çocukların zorluklar karşısındaki ısrarını ve performansını olumsuz etkileyebildiğini; çabaya odaklanan övgünün ise daha olumlu sonuçlarla ilişkili olabildiğini göstermiştir.
Buradan çıkaracağımız sonuç, çocuğun yalnızca ne kadar çalıştığını önemsemek değildir. Nasıl çalıştığı, hangi stratejileri kullandığı, hatalarından ne öğrendiği ve zaman içinde nasıl geliştiği de önemlidir.
Çünkü çok çalışmak her zaman doğru öğrenme anlamına gelmez. Bazen aynı soruları tekrar tekrar çözmek yerine yanlış yapılan sorunun nedenini anlamak, bazen de biraz dinlenip yeniden başlamak daha yararlı olabilir.
Sonucu merkeze alan çocuk, her sınavı kendi başarısının ve değerinin bir göstergesi gibi algılayabilir. Öğrenme sürecini de önemseyen çocuk ise sınavı, neleri öğrendiğini ve hangi alanlarda gelişmesi gerektiğini gösteren bir fırsat olarak değerlendirmeyi öğrenebilir.
Bizim görevimiz, çocuğa başarının önemsiz olduğunu söylemek değil; bir sınav sonucunun onun bütün potansiyelini ve değerini belirlemediğini hissettirmektir.
İki Veli, İki Farklı Bakış
Mesleki hayatım boyunca karşılaştığım iki veli yaklaşımı, anlatmak istediğim farkı oldukça iyi ortaya koyuyor.
Birinci öğrenci, LGS'de 90 soruda 89 doğru yapmıştı. Son derece yüksek bir sonuçtu. Ancak velisinin tepkisi şöyleydi:
"Çalışmadı ki hocam. Çalışsaydı tam yapardı. Ben onu bu yüzden sıkıştırıyordum."
İkinci öğrenci ise 90 soruda 75 doğru yapmıştı. Velisinin yaklaşımıysa çocuğunun gösterdiği gayrete odaklanıyordu. Çocuğunun elinden geleni yaptığını, pes etmeden çalıştığını ve gelişmek için çaba gösterdiğini söylüyordu.
Bu iki örnekte asıl dikkatimi çeken, öğrencilerin kaç doğru yaptığı değil, velilerin sonuçları nasıl değerlendirdiğiydi.
Birinci veli, çok yüksek bir sonucun içinde bile eksik kalan bir soruya odaklanmıştı. İkinci veli ise çocuğunun çabasını görüyor, gelişebileceği alanları birlikte değerlendirmeye hazır olduğunu hissettiriyordu.
Elbette yalnızca sınav sonucuna bakarak bir öğrencinin ne kadar çalıştığını veya elinden gelenin tamamını yapıp yapmadığını bilemeyiz. Fakat bu örnekler bize önemli bir soru sorduruyor:
Çocuğumuzun başarısını değerlendirirken yalnızca sonuçta neyin eksik kaldığına mı bakıyoruz, yoksa o sonuca giden yolu da görebiliyor muyuz?
Çocuklar, ailelerinin kendilerinden ne beklediğini zamanla anlar. Ancak daha da önemlisi, beklentiler karşılanmadığında nasıl bir tepkiyle karşılaşacaklarını öğrenirler.
Bir sınavın ardından yalnızca eksiklerini konuştuğumuz bir çocuk, zamanla başarısızlıklarını gizlemeye başlayabilir. Emeğinin fark edildiğini bilen bir çocuk ise hatalarını daha rahat paylaşabilir ve yardım istemekten çekinmeyebilir.
Bu nedenle çocuklarımızla kurduğumuz iletişim, sınav sonucundan çok daha uzun süre etkisini sürdürebilir.
Fazla Yükün Görünmeyen Bedeli
Sahada zaman zaman şu tür durumlarla karşılaşıyorum:
- Öğretmen bir ödev veriyor, evde ek kaynaklarla bu çalışmanın birkaç katı yaptırılmaya çalışılıyor.
- Çalışmalar akşam geç saatlere kadar sürüyor.
- Hafta sonlarında dinlenmeye neredeyse hiç zaman kalmıyor.
- Ara tatillerde bile çocukların gerçek anlamda mola vermesine izin verilmiyor.
- İyi bir okul hedefi, çocuk için zamanla "Her şey buna bağlı." düşüncesine dönüşüyor.
Her aile böyle davranmıyor. Çocuklarını destekleyen, onlara uygun çalışma ortamı sunan ve dinlenmenin önemini bilen pek çok aile var. Ancak aşırı yüklenmenin yaşandığı durumları da görmezden gelemeyiz.
Öğrenme yalnızca masanın başında geçirilen saatlerden ibaret değildir.
Uyku, gün içinde öğrenilen bilgilerin bellekte işlenmesi ve pekiştirilmesi açısından önemlidir. Diekelmann ve Born'un uyku ile bellek arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışması da bu konudaki temel kaynaklardan biridir.
Benzer şekilde sınav kaygısı da öğrencilerin performansını etkileyebilir. Kaygı çok yükseldiğinde öğrenci dikkatini toplamakta, bildiklerini hatırlamakta ve zamanı etkili kullanmakta zorlanabilir. Zeidner'ın sınav kaygısı üzerine kapsamlı derlemesi de kaygının genel olarak akademik performansı olumsuz etkileyebildiğini ortaya koyar. Bununla birlikte, sınav kaygısının etkisi her öğrencide ve her koşulda aynı değildir.
Bazen denemelerde iyi sonuçlar alan bir öğrencinin önemli bir sınavda beklediğinden daha düşük performans göstermesinin nedenlerinden biri de bu olabilir.
Burada üzerinde durmamız gereken nokta şudur: Daha fazla çalışmak, her koşulda daha fazla öğrenmek anlamına gelmez.
Çocuğun çalışma süresini sürekli artırmak yerine çalışma biçimini, uyku düzenini, dinlenme zamanını ve duygusal durumunu da değerlendirmeliyiz.
Amacımız çocuğu mümkün olduğunca uzun süre çalıştırmak değil, öğrenmesini destekleyen sürdürülebilir bir düzen kurmasına yardımcı olmak olmalıdır.
Peki Çocuğu Tamamen Kendi Hâline mi Bırakmalıyız?
Hayır. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.
Çocukların planlama, zamanı yönetme ve sorumluluklarını bağımsız biçimde yerine getirme becerileri gelişim sürecinde olgunlaşır. Bazen ertelerler, bazen dikkatleri dağılır, bazen de nereden başlayacaklarını bilemezler.
Bu durumlarda yetişkinin rehberliğine ihtiyaç duyarlar.
Ancak rehberlik etmekle çocuğun bütün sorumluluğunu üstlenmek aynı şey değildir.
Velinin görevi, evde öğretmenin yerini almak değil; çocuğun öğrenebileceği ortamı hazırlamak, çalışma alışkanlığı geliştirmesine yardımcı olmak ve ihtiyaç duyduğunda yanında olmaktır.
Başarılı öğrencilerin aileleriyle ilgili gözlemlerimde önem verdiğim noktalardan biri de budur: Çocuğa uygun koşullar sunmak, bir rutin oluşturmasına yardımcı olmak ve zamanla sorumluluğunu kendisinin üstlenmesini desteklemek.
Öz belirleme kuramı üzerine çalışan Edward Deci ve Richard Ryan'ın araştırmaları, özerklik duygusunun içsel motivasyon açısından önemini ortaya koyar. Çocuğun kendisini öğrenme sürecinin bir parçası ve sahibi olarak hissetmesi, sorumluluk geliştirmesine yardımcı olabilir.
Burada amaç çocuğu tamamen serbest bırakmak değildir. Amaç, yetişkinin sürekli hatırlatmasına ve denetlemesine ihtiyaç duymadan kendi görevlerini yerine getirebilen bir çocuk yetiştirmektir.
Peki bu dengeyi nasıl kurabiliriz?
1. Yalnızca sonuca değil, sürece de bakmak
"Kaç soru doğru yaptın?" sorusu elbette sorulabilir. Ancak konuşmayı bununla sınırlamamak gerekir.
"Bugün hangi konuyu daha iyi anladın?", "Hangi soruda zorlandın?" veya "Bir sonraki sınavda neyi farklı yapabilirsin?" gibi sorular, çocuğun kendi öğrenmesini değerlendirmesine yardımcı olur.
2. Gerçekçi bir çalışma rutini oluşturmak
Mükemmel bir program hazırlamak zorunda değiliz. Çocuğun yaşına, ihtiyaçlarına ve okul çalışmalarına uygun, sürdürülebilir bir düzen kurmak daha önemlidir.
Dunlosky ve arkadaşlarının 2013 tarihli kapsamlı değerlendirmesi, aralıklı çalışma ve kendini sınama gibi yöntemlerin öğrenme açısından yararlı olabileceğini ortaya koymuştur.
Öğrenmeyi yalnızca uzun çalışma seanslarına bağlamak yerine tekrarları zamana yaymak ve çocuğun öğrendiklerini hatırlamaya çalışmasını sağlamak daha verimli bir yaklaşım olabilir.
3. Yönlendirmek, ama gereksiz yük bindirmemek
Öğretmenin verdiği ödevin yapılmasını takip etmek, eksik konular için yol göstermek ve ihtiyaç duyulduğunda destek sağlamak velinin katkıları arasındadır.
Ancak her ödevin üzerine yeni ödevler eklemek, her boş zamanı çalışmayla doldurmak ve çocuğun dinlenme ihtiyacını göz ardı etmek aynı şey değildir.
Çocuğun gerçekten neye ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışmalıyız.
4. Hatırlatmak, ama yargılamamak
"Yine mi çalışmadın?" demek yerine "Çalışma zamanın geldi. Başlamakta zorlanıyor musun, birlikte planlayalım mı?" demek daha yapıcı bir iletişim kurmamızı sağlayabilir.
Bu yaklaşım sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Çocuğun sorumluluğunu yerine getirmesine yardımcı olurken kendisini değersiz hissetmesinin de önüne geçebilir.
Her konuda olduğu gibi burada da bir denge kurmak gerekiyor. Bir uçta çocuğa nefes aldırmayan bir baskı, diğer uçta ise bütün sorumluluğu çocuğun yaşına ve becerilerine bakmadan ona bırakan bir ilgisizlik var.
Bence doğru yaklaşım, çocuğun yanında durmak ama onun yerine yürümemektir.
Sınav Öncesi ve Sonrası İçin Küçük Öneriler
Bazen çocuklarımızla kurduğumuz iletişimde küçük değişiklikler, önemli farklar yaratabilir.
- Sınav öncesinde: "Başarılı olmak zorundasın." demek yerine "Elinden geleni yap. Sonrasında birlikte değerlendiririz." diyebiliriz.
- Sınav sonrasında: Çocuğumuz daha kapıdan girer girmez netlerini sormak yerine, önce nasıl hissettiğini sorabiliriz. "Nasıl geçti? Seni zorlayan bir şey oldu mu?" gibi sorular, konuşmaya daha doğal bir başlangıç sağlayabilir.
- Sonuç açıklandığında: Doğru ve yanlışları değerlendirmeden önce gösterdiği çabayı fark edebiliriz. Ardından "Hangi konulara yeniden bakalım?" diyerek çözüm odaklı bir plan oluşturabiliriz.
- Karşılaştırma yaparken: Çocuğumuzu başka çocuklarla karşılaştırmak yerine kendi gelişimine bakabiliriz. Başkasının başarısı, bizim çocuğumuzun başarısızlığı anlamına gelmez.
- Dinlenme zamanında: Hafta sonlarında ve tatillerde dinlenmeye yer açabiliriz. Dinlenmek, öğrenmenin karşıtı değildir; sürdürülebilir bir çalışma düzeninin önemli bir parçasıdır.
Bunların hiçbiri çocuğun bütün isteklerini yerine getirmek veya ondan hiçbir şey beklememek anlamına gelmez.
Tam tersine, çocuğumuzdan beklentilerimizi açıkça ifade ederken onun ihtiyaçlarını da dikkate almak anlamına gelir.
Son Söz: Sınav Bir Fotoğraftır, Çocuğun Kendisi Değil
Sınav, çocuğun değerini ölçen bir araç değildir. Belirli bir zamanda, belirli koşullar altında neleri yapabildiğini ve hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduğunu gösteren bir fotoğraf gibidir.
Bu fotoğraf bize önemli bilgiler verir. Ancak çocuğun bütün hikâyesini anlatmaz.
Bir sınavda başarısız olmak, gelecekte de başarısız olunacağı anlamına gelmez. Bir sınavda çok başarılı olmak da öğrenme yolculuğunun tamamlandığını göstermez.
Önemli olan, çocuklarımızın eksiklerini fark edebilmeleri, hatalarından öğrenebilmeleri, sorumluluk alabilmeleri ve gerektiğinde yeniden deneyebilmeleridir.
Biz yetişkinlere düşen görev ise onlardan kusursuz olmalarını beklemek değil; gelişmelerine yardımcı olacak ortamı hazırlamak, doğru zamanda rehberlik etmek ve gösterdikleri çabayı fark etmektir.
Çünkü çocuklarımızın yalnızca başarılı olduklarında değil, zorlandıklarında da yanlarında olduğumuzu bilmelerini istiyoruz.
Herkes tam yapmak zorunda değil. Önemli olan, elinden geleni yapmak, gerektiğinde yardım istemek ve gelişmek için yeniden denemektir.
Belki de sınavdan sonra çocuklarımıza soracağımız en değerli soru, kaç doğru yaptıkları değil, o sınavdan kendileri için ne öğrendikleridir.
Kaynakça
- Mueller, C. M. ve Dweck, C. S. (1998). Praise for intelligence can undermine children's motivation and performance. Journal of Personality and Social Psychology, 75(1), 33–52.
- Dunlosky, J. ve diğerleri (2013). Improving Students' Learning With Effective Learning Techniques: Promising Directions From Cognitive and Educational Psychology. Psychological Science in the Public Interest, 14(1), 4–58.
- Diekelmann, S. ve Born, J. (2010). The Memory Function of Sleep. Nature Reviews Neuroscience, 11, 114–126.
- Ryan, R. M. ve Deci, E. L. (2000). Self-Determination Theory and the Facilitation of Intrinsic Motivation, Social Development, and Well-Being. American Psychologist, 55(1), 68–78.
- Zeidner, M. (1998). Test Anxiety: The State of the Art. Plenum Press.
Siz ne düşünüyorsunuz? Sınav sonrasında çocuğunuza ilk ne soruyorsunuz? Sizce çocuklarımızın çabasını takdir etmekle onlardan sorumluluk beklemek arasındaki dengeyi nasıl kurabiliriz? Görüşlerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yap!

